11 Eylül 2017 Pazartesi

Kefaret



Hayatımın bir dizi öğle mutluluğundan öteye gidemediğini kabul ediyorum. Ya da bu durumu yeğlediğimi kendime itiraf edebiliyorum. Bunun üzerine çok düşündüm. Sonra düşünmeyi kestiğim ve zamanı hatta beklettiğim bir anda cevabı kendiliğinden buldum. Arayışlar, buluşlara gebe değil. Birbirine uymayan gövde ve başı tutkallamak kadar beyhude bir uğraş neticede. Yine de araba kullanmayı yeni öğrenen acemi bir şoför gibi yola çıkmak için kimsenin olmadığı uygun saati kolluyordum hamle yapmak için. Aradığımı kendime dahi belli etmeden hızla yol alıyordum asfalt düşüncelerde. Perdenin arkasına saklansa dahi ayak ucundan belli olan varlığı bulduğumda uygunsuz bir görüntüyü saklama ya da yıkıcı bir darbeden kaçınma adına yüzümü iki elimle zırhladım. Hazır değilmişim. Ya da gerçeğin kendini bu denli cüretkâr sergileyebileceğini kestirememiştim. Kuruyan dudaklarımı iki kez birbirine değdirip soylu ve anlaşılmaz bir dinginlikle nefes alışlarımı düzene koydum ve hazırdım.

Konuşmaya başlamadan önce aklımdan geçen bir dizi fikri hayalimde canlandırdıkça gerçeklikle hülya arasındaki bağlantıyı koparıyor, ikisi arasında bir düzlemde yalpalanıyormuşum hissine kapılıyordum. Bütün ihtimalleri aynı boyda doğrayıp bir sıra gözetmeksizin hepsini kızgın yağda bir iki çevirmeyi göze almıştım. Bugün burada gizli saklı kalmayacaktı. Ama yine de zihnimden geçenlerin maddeyle özdeşleşmesi ve beni çepeçevre sarması endişesinin ceplerimi ağırlaştırdığı hissine engel olamıyordum.

Giydiğim kıyafetler kimin zevki? Yüzümde gezinen tereddüttün aslı astarı ne? Telaffuz etmekte güçlendiğim sessiz harfler boğazımdan neden küfür edasıyla çıkıyor? En mühimi, yanlış tercilerimin ilk çıkış noktası neresi? Bunlar ve dahası ağzını tam büzemediğim yastık altı kesemden olanca kuvvetiyle yüzeye çıkıyor. Dışarıdan yanan ışığın evdeki oynak alevin cehennemi olduğunu kimse bilmiyor. Görüntü herkesi yanıltıyor.

Dilden dökülen sözlerin kaderimizi inşa etmede belirleyici olma ihtimaline karşı, saniye başı kelime hız limitini aşmama konusunda dikkatli olmaya çalışmışımdır. Ancak sözde gösterdiğim hassasiyet, yazıda pek işlemedi. İşlememiş. Tavana yapışık soru toplarının temelini on altı yıl önce arkadaşlar arasında yaptığımız eğlence amaçlı ankette attığımı fark ettiğimde anladım bunu. Şurada ne yazıyorsa o denilenin alın değil de baş ve orta parmaktan dökülen olduğunu öğrenmenin nice kefaretten sonra geleceğini bilmiyormuşum. Bilsem ne olacaktı. Kuluçka döneminin sırrını çözmek için yapabileceğim bir şey yoktu. On dört yaşımdaydım ve o dönem çıkan bir şarkıdaki hayale kapılıp bir an önce on yedi yaşıma girme tutkusundaydım. Ama o yaşıma rağmen bu günümü dayanıklı ve yoğun çizgilerle yazacak kadar keskin atışlar yapabiliyordum.

Yazdığım satırları okuduğumda kendi cümlelerime katılmıyormuşum gibi küstahça bir tavra bürünmenin bir manası yoktu. Aynı soruları şimdi sorsanız o gün ne cevap verdiysem ağırlığında bir gram eksik ya da fazla olmadan altına imzamı atardım. O zaman insanoğlu değişmiyor neticesine vardım. En azından ben değişmemişim. Hırsım, tutkum, hevesim hala boğazımı kesiyor. Geçmiş benimle karşılaşmanın ilk dakikalarında kuşandığım zırhı katlayıp kenara koydum ve sıkıca sarıldım çocukluğuma. Başımın üzerinde eğri duran çerçeveyi düzeltmek kadar küçük bir hamle ile birbirini doğru tamamlayan iki parçayı birbirine kilitledim. Ardından ekledim:

“Bunca zaman üzerine attığım her ölü toprak için senden özür dilerim.”




  



6 yorum:

  1. Yaşayış yükü ağırdır, saklanmak istersin bu yükten ama yine seni çağırır, ya da yine seni bulur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geçmişi kabul edip bağı koparmak günü yaşamak için en doğru adım. Yoksa bir şekilde hortlar en olmadık yerden.

      Sil
  2. Şimdiye dek blog hayatımda okuduğum en güzel betimlemelere sahip yazıydı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok mutlu oldum. Çok teşekkür ederim.

      Sil
  3. Ah Özlem, harika bir yazarsın sen. Gerçekten muhteşem bir yazı. Sen düşüncelerini öyle bir taçlandırıyorsun ki bu yazılarınla... Daha ne yazabilirim? Kalemine sağlık kızım.

    YanıtlaSil
  4. Gerçekten usta işi bir yazı olmuş. Tebrikler

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...