28 Ağustos 2017 Pazartesi

Gittim Gördüm Döndüm



Nasıl hissediyorsun onca şeyden sonra diye sorsan şunu söyleyebilirim; Diz kemiğime saplanan küçük çakıl taşından kurtuldum. Küçükken de olmuştu. Mahalleden birkaç arkadaşla daha önce görmediğimiz cinsten bir köpekle karşılaşmıştık kütüphanenin ön bahçesinde. O çok sevdiğimiz dizideki Lassie’ye benzetmiştik de onu, peşine takılmıştık köpeğin. Ardından hepimizin üstüne yürüyüvermişti birden. En küçük bendim aralarında. Boyum da uzun değil. Haliyle yetişemedim arkadaşlarıma. Bir de ayağımdaki esemlerin çıtçıtı birbirine dolanınca yerde buldum kendimi. Dizime saplanan çakıl taşını evimizin hizasında yazıhanesi bulunan, sesinden ürktüğüm o doktor amca çıkarırken nasıl da ağlamıştım. Sevmeme duygusu henüz oluşmadığından içimde sevmiyordum diyemem o amcayı. Herhalde seviyordum. Hem büyük acıdan kurtarmıştı beni. Daha önce de seviyordum bence. Yazıhanesine daha yaklaşmadan adımlarımı yavaşlatır, başımı hafif öne eğerek içerisini yoklardım orada mı değil mi diye. Ona yakalanmaktan öylesine korkardım ki belki de en büyük korkum buydu o vakitler. Ne zaman beni görse o gür sesiyle ‘bir bak bakayım buraya cimcime’ diye arkamdan seslenirdi ben koşar adım uzaklaşmaya çalışırken. Buna rağmen seviyordum onu. Sevgi her yerde vardır, korkunun olduğu yerde bile diye düşünürdüm kanımca. Ya da korkmak sevmeye engel değildi, bilmiyorum. Bir de rengini, şeklini sevdiğim kalemimi o almış bana vaktiyle. Ben doğduğumda bu kalemi hediye etmiş bana. Babam söyledi.

 “Sen ondan korkuyorsun ama bilsen seni öyle çok seviyor ki o amca. Yazacağın ilk harfler onun aldığı bu kalemle olsun istemiş.”

“İyi de baba, ben onu sevmiyorum demiyorum ki. Sesi çok korkutuyor beni yalnızca o kadar.”

“Öyledir Olcay amcan. Ama kalbini bir görsen. Ayrıca senin çok zeki olduğunu düşünüyor. İlerde seni güzel yerlerde göreceğini söyledi bana. Korkma ondan, olur mu benim minik kızım?”

Dizimdeki taşı çıkartınca sevincimden boynuna dolamıştım kollarımı Olcay amcanın. Sevgimi ilk kez belli etmiştim ona. Korkum da geçmişti hem. Sevgi, korkuyu yenmişti.

Kütüphanenin ön bahçesindeyim. Üzerimdeki tişörtte yazan "tebessüm" yazısına ve boynumdaki gülen yüzlü kolyeme karşı kuru kuru ağlıyorum. Kuru kuru da olur mu demeyin. Olur. Kuru. Yani yaş, nemi olmayan. Suyu henüz koyulmamış, ateşte dibi tutmuş pilavı kaşıklar gibi çiğ çiğ dişlerimi birbirine vuruyorum sanki. Katur kutur. Zihnimin ışığı açık kalmış, tek tek gözümün önüne getiriyorum geçtiğim yerleri. Daha yeni diş çektirmişçesine ağız içi konuşmasıyla gittiğim yerlerden bahçeye dönüyorum. Anladın mı dediklerimi diyor. Anladım diyorum.

Anlayamıyorum, özür dilerim. Özür dilenecek bir şey yokmuş. Özür, her zaman haksız olduğun için dilenmiyor. Bu da benim kusurum.

Bir süre ağacın gölgesi üzerimde taşa veriyorum sırtımı. Yüzüm kütüphaneye dönük. Midemi ağzımda hissediyorum sanki. Bir koşu tuvalete atıyorum kendimi. Sekiz saattir aç olan midemden çıkanlara şaşırıyorum. Ardından masama tekrar geçiyor, önce gönderilmesi gereken elektronik postayı kaleme alıyorum. Yazıyı göndermekten vazgeçiyor, kitaplarımı sırt çantama yükleyip binadan uzaklaşıyorum. Sözleriyle taşı gediğinden çıkaran bu kişiyi sevmiyorum.

….

Dolmuşun arka koltuğunda kulağıma gelen sese dikkat kesiliyorum:

“Ağladıkça dağlarımız yeşerecek”

İlk kez o zaman yaşım su oluyor. Renklerim birbirine giriyor, içinden yüzüme yakışan en uygun tonu seçmeye çalışıyorum. Görünür dünyanın öte tarafı kulunç tutmuş omuzlarımı gevşetiyor. Kırlangıçlar geri dönmeli. Kırlangıçları geri döndürmeliyim. Kapı girişinde ayağımdaki çorapları çıkarıp yalın ayak giriyorum tozlu odama. Kokusu yıllanmış bir şey var burada. Hayır çok şey. Banyodan kaptığım mavi tekneyi ağzına kadar su dolduruyor, içerisine yarım şişe sirkeyi boca ediyorum. Kitaplarımı tek tek sirkeli suyla temizliyorum. Gücümü çalan ne varsa hiçbir duygu belirtisi göstermeden önüme düşeni yırtıyorum. Beyaz kâğıda, kâğıdın rengini çalacak bir dizi yazı… Ne büyük lâflar...Yırtık kelimeler tok bir cızırtı çıkarıyor yüze. Hafifliyorum. Sırtım tüy. Beni bu ağrılar güldürecekmiş. Gülüyorum ya işte. Gerisi mühim değil.

Bahar kokulu odama şöyle bakıyorum. Sütlü bir Türk kahvesi yapıyorum kendime. Sadesi çarpıntı yapıyor. Hem böyle bir ara öğün yerine geçiyormuş. Düşünmeden sadece hissediyorum. Güzel şeyler olacak değil, güzel şeyler oluyor diye zihnimde üç kez tekrarlıyorum.

Gittim, gördüm, döndüm.








10 yorum:

  1. Nereye gittiysen, ne gördüysen ve sonunda döndüysen, sana ilk hoş geldin demek inşallah bana nasiptir. Kelimelerin tozunu attıran sen, güzel bir öyküyle açılış yapmışsın ki ben onu gerçekten yaşadığını varsayıyorum. Sevginin korkuya galibiyeti.
    Kuru kuru ağlamak kadar zor bir şey olmasa gerek. Ağlayamadığını söyleyenler olurdu ailemde. Gerçekten gözlerde donup kalmış o yaşların yoğunluğunu anlayabilmeliyiz.
    Tekrar hoş geldin Özlem. Gözlerinden sevgiyle öpüyorum kızım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gittim, güzel olur diye. Gördüm, belki değişir diye. Döndüm, değmedi diye. Her anısı gerçek ben'den kopmuş bir yansıma. Fazlası da var da. İşte...Kuru yaşın hezimeti yakıcı, duvar gibi.
      Hoş buldum Ece Abla'm. İlk yorumunla iyi ki gelmişim dedim. Sevgiler:)

      Sil
  2. Elinize sağlık, kaleminize kuvvet :) Yeni paylaşımlarınız için takipteyim, buyrun siz de bloğumuzun misafirimiz olun :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ediyorum. Bir çay içmeye geliyorum o vakit :)

      Sil
  3. Efsane geri döndü. :D Yazının çok derinine girmedim ruh halim çok karışık fakat ağlamak ağlamayı bilende göz yaşlarını anlamlandırmak önemli.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Artık olduğum yerde döneyim ama yeter ki gitmeyeyim diyorum :)Adınla tezat o ruh karışımına bakacağız. Sıra sana da gelecek :) Doğru. Anlamlandırma konusu da önemli ama gülmek en güzeli gülümsememizi anlamlı kılacaklarla.

      Sil
  4. Merhaba
    Dönüşlerin muhtesem olsun. Yüreğine kalemine saglik canim guzel bir bloga merhaba demek cpk keyifli oldu benim icin yolun aydınlık ve başarılı olsun

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dönüşte güzel karşılandığıma çok sevindim. Mutluluk ve şevk verici dileklerin için çok teşekkür ederim. Sevgiler :)

      Sil
  5. çok iyi yazmışsın her zamanki gibiii :) hüzünlü, duyarlı.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...