23 Haziran 2016 Perşembe

Sevmek de yetmiyormuş



-Biz seninle boşandık hatırlıyor musun? Beş yıl önce. Tek celsede. Ne diye hala benliğimi sarsıyorsun bu gelgitlerinle?
-Seviyorum. Çok seviyorum seni.
-Saat sabahın beşi.
-Neden, bu saatte sevemez miyim seni?
-Sorun da bu ya. Sen beni vücuduna yüklediğin yabancı maddenin etkisiyle yokladın hep. Yemeği hep sıcak tuttun. Hafif soğumaya ya da ekşimeye başladığı anda yeni bir serüvenle karşıma çıktın. Ağzında dolanan alkolün kokusunu buradan bile alabiliyorum. Bir kez de ayık kafayla ara arayacaksan.
-Yok, çok içmedim bu sefer. Bak, normal konuşabiliyorum seninle. Dilim dönüyor, kafam da yerinde hem.

Ciğerinde on yılın tahribatını taşıyordu kadın. Göğsünü kapatsa gözlerinden fışkıracaktı adama öfkesi. Kulaklarını tıkasa artık duymamak için onun sesini, ellerine dolanan saç yumağı ele verecekti o kâbus gecenin hezimetini. Oysa çok severdi kadının kalça hizasına gelen gür siyah saçlarını adam. Rüzgârda sağa sola uçuşmasına âşık olmuştu o saçların. Denizatının bir ışıldayıp bir kaybolması gibi gözlerini kısa süreli kör etmişti o intizamlı siyah dalgalar. Önünden yürüyüp geçerken, bir de onun bakışlarını tutturmuştu tokayla birlikte saçlarına. “Az koşturmadın beni peşinden sen de. Seni tavlayabilmek için neler yaptım da ancak üç yıl sonrasında evet dedirtebildim sana” diye takılırdı kadına. Evliliklerinin sekizinci yılında duydular o çıt sesini. En çok da kadın hissetti. Moraran kolunda, kafasında oluşan boşlukta, kesik bardak ucunda, kolu kırık koltukta… Şimdi onca hasardan sonra adamın söyledikleri, yayık ayranı gibi köpürtüyordu öfkesini. Gözbebeklerinin mayhoşluğu tek ısırıkta kusturacak cinstendi. Onlarınkisi ahtapotun kolları gibi birbirine dolanmış bahttan ibaretti. Birbirine değmeden aynı evde süren farklı iki yaşamda biri nefes alırken diğeri başka bir kadının nefesini veriyordu. Sabahın ilk ışıklarında anahtar kapı deliğinde yarım turunu tamamlarken kadın da bir önceki ah’tan arta kalanları boşaltıyordu göz kapakları arasından. “Onu seviyorum” dese en azında daha kolay çözülecekti düğüm. Adam sustu. Kadın durdu. Tezgâhta bulaşık birikti. Üst üste biriken bardaklardan biri sessizliği yara yara soğuk fayansa nefretini devirdi. Parçalardan biri kadının ayak serçe parmağına değdi. Değdiği gibi kalın bir mide bulantısını kadının göğsüne indirdi.


-Ne kadar süredir?
-İki yıl oldu.
-İkinci çocuğumuzu beklediğimiz vakitler.
-Öyle…

....

Beş yıl sonra, bu kez telefonda, üstelik kendisine yönelik bir kez daha çınladı kadının kulağında o ses:

-Seviyorum işte seni. Öyle…

Vaktinde çok şey ifade eden bir cümle, hiçbir şey uyandırmayabilirdi insanın benliğinde. Boşluk. Sonsuz boşluk hissetti kadın “seviyorum” cümlesinin içinde. Cümleleri öğelerine ayırdı sonra. Eylemi gerçekleştiren öznenin, telefonun ucundaki adamın olmasına irkildi. Sevginin ne olduğunu sorgulayan o filmin replikleri aktı zihninden.

Önünde mavi mürekkeple her yeri karalanmış kâğıdın beş harflik boş kalan yerine o kelimeyi iliştirdi sonra. ‘Kara’lanmış her şeye inat o temiz çıkmalıydı bu cenkte. Adamın söyledikleri, on ikinci dakikadan sonra kendiliğinden başa saracağını bildiğinden tek laf etmeden telefonun kırmızı tuşuna gitti eli. Ardından komodinin üzerinde okuduğu kitabın açık kalan sayfasında altını çizdiği cümleye takıldı gözleri:


 "Canımın içi, böyle şeyler sadece romanlarda olur"
                                                         Cüneyt Arkın (Sıkı Dur Geliyorum)


















17 yorum:

  1. Çok güzel bir yazı olmuş. Eline sağlık. Bana da beklerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ediyorum. Ziyaret edeceğim :)

      Sil
  2. Çok duygusal bir paylaşım. Bir şeyleri hatırlamama yardımcı olduğunuz için teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hatırlayalım. Hiç unutmayalım. Ben teşekkür ederim :)

      Sil
  3. enteresan bir paylaşım olmuş ,ü milyonuncu olacak belki ama çok seviyorum her ikisini de :D

    YanıtlaSil
  4. Ne kadar güzel bir yazı olmuş. Okurken duygulandım kalemine sağlık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle şeyler yazınca gün boyu yakamı bırakmadığını hissediyorum yazıdaki ruhun. Çok teşekkür ederim :)

      Sil
  5. Sen ne yazarsan güzel olur Özlem.Çok seviyorum seni okumayı.Hislendim.Sevgiler canım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bütün yorumlarını baş tacı ediyorum ediyorum Ece Ablam. Çok teşekkür ediyorum. Sevgiler :)

      Sil
  6. İçim buruldu ;(
    Hiçbir kadın (insan) yaşamasın bu burukluğu gerçek hayatta...
    Çok güzel aktarmışsın! Direkt empati kurabildim. Eline kalemine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sadece kötü şeyler romanlarda olsun. İyi olan bizde dursun. Çok teşekkür ediyorum. Sevgiler.

      Sil
  7. Cüneyt Abimiz koymuş noktayı bir şey diyemiyorum artık...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Olmasaydı sonumuz böyle" demiş ya bir de Ahmet Kaya..

      Sil
  8. Bardak kirilinca yapismiyor maalesef yapissa da iz kaliyor hep.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...