4 Mart 2016 Cuma

Şiiri Olmayan Şair, Öldüğünde Neyiyle Hatırlanır?





Sekizinci sınıfta okula giderken onun evinin önünden geçiyordum. Sıra arkadaşımla onun oturduğu apartmana yakın yerde buluşuyor, okula yürüyerek gidiyorduk. İlk zamanlar sabahın erken saatlerinde onu balkonda oturur gördüğümde çok şaşırmıştım. Kafayı vurup uyumak varken hava nasıl olursa olsun o orada oturup önünde bir şeylere pür dikkat bakıyordu. Kımıldamadan sanki bir şeyler okurmuş gibiydi. Balkon görüş hizamın yükseğinde kaldığı için çok da seçemiyordum ne yaptığını. Haliyle bir tahminden öteye gidemiyordu düşüncelerim.

Bir, iki derken alışmıştım onun varlığına orada. Gri fötr şapkası, üzerinde kahverengi hırkasıyla yıllanmış bedenine rağmen kanlı canlı onu her gün orada görmek, yaşama dair ümidimi kaybetmemem gerektiğini anımsatıyordu bana. Daha on dört yaşındaydım neticede. Ne yaşadım da neyin yılgınlığı vardı üzerimde bilemiyordum ya neyse.


Bir gün, her zamanki yerinde göremedim onu. Güneşlikleri de çekilmişti evinin. Evladı ya da torunu varsa onlara gitmiştir diye düşündüm. Sonradan öğrendim. Yalnızmış hayatta. Kimseye falan da gitmemiş. Hayatta kimsesi kalmamış, göreceğini fazlasıyla görmüş, bir de üstelik sona yaklaşmış bir canlının en son gidecek neresi kalmışsa o görevini yerine getirmeye gitmiş meğer.

‘Nazım Abi’ derlermiş ona. Asıl adını bilen yokmuş. Nazım Hikmet sevdalısıymış. Şiir de hiç yazmamış ayrıca. Daha doğrusu isteyip de yazamamış. Yirmili yaşlarda iliklerini kurutan geçim sıkıntısı, onun asıl istediği şeyi yapmasına bir türlü izin verememiş. Bakkaldaki borcunu, evin kirasını düşünmekten yazmak için oturduğu sandalyeden kırışık, boş beyaz kâğıtları etraftan toplayarak kalkmış hep. Kursağında kalan hevesiyle yaşayamadığı hayattan ayrılmak o sebeple zor gelmiş.

Şiiri olmamış bir şairdi Nazım Abi. Şiir hiç yazamamış. Neyle hatırlanacaktı şimdi öldüğünde? Ve neden şair demişlerdi ona? Muhtemelen alay konusu olmuştu mahallede. Yazmayı bu denli seven birinin yazacak şevki içinde bulamaması, kâğıtların arasında kaybolmasının hazin öyküsünü şu an anımsadığımda öfkem de peşine takılıyor hüznümün. Yazmak için illa karnının tok mu olması gerekti? Sanırım maalesef durum o kadar vahimdi.  





19 yorum:

  1. Kimse yalnız kalmasın hayatta dilerim. Hele bize bir şeyler bırakabilecek olanlar hiç :-( takibe aldım sizi bana da beklerim :) www.yazimbari.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de bunu çok sorguluyorum. Daha yapacak, üretecek çok şeyi olanların yalnız kalması ve yalnız çekip gitmesi çok yıkıcı. Bir de bir şeyler ortaya koyacak insanların başka sıkıntıdan içindeki cevheri ortaya çıkaramama durumu var. Nazım Abi gibi..
      Ben sizi takip ettiğimi biliyorum. Bir daha bakayım. Değilse hemen geliyorum :)

      Sil
  2. Çok güzeldi teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim. Keyifli okumalar.

      Sil
  3. Güzel bir öykü,teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okuduğunuz için ben de size teşekkür ederim.

      Sil
  4. Tüm Nazımlar bir ayrı özel. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nazım olmak da bir ayrı güzel :)

      Sil
  5. Güzel bir anlatım. Hele kelimeler yerli yerince kullanılınca tozu alınsa da alınmasa da pırıl pırıl akıyor cümleler. Ne ballıyım buraya düştüm bir kere. Takipteyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ediyorum. Çok mutlu oldum anlatımınız karşısında. Hoş geldiniz o halde :)

      Sil
  6. Çok güzeldi Özlem'ciğim.Şöyle bir düşündüm,ya hayatımın sonları bana rahat ortamda yaşama şansı vermeseydi,bambaşka hüzünler çöreklenseydi yazma sevdamın üstüne...Çok hislendim.Yazın *şükr*ü hatırlatma gibi, çok manalıydı.Kutlarım seni yavrum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazmak; kusursuz, sihirli bir eylem gibi. Büyüsü sarsın istiyor insan bir kez ondan etkilenince. Ama bazı durumlar oluyor ki kalemini kilitliyor, zihnin koşsa da dökemiyorsun kelimelere içini.
      Çok teşekkür ederim Ece Ablam. Yazıyorsak şanslıyız demektir, yaşıyoruz ve kısmen iyiyiz demektir. Dilerim; kalem tutan eller hiç kırılmaz.
      Sevgiler:)

      Sil
  7. Hikayen Maslow piramidini aklıma getirdi. Çok acımasızca öyle değil mi? Yazmak isteyen birinin yazamaması... ya da genel itibariyle yaşam.
    Belki de nice Nazımlar kaybettik.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısın. Çok acımaz bir yaşam...
      Üzücü ki yazma serüveni için uygun koşulların sağlanması gerekiyor. Midende gök gürültüsü ya da başında bombalar varken elin kağıda zor gidiyor.
      Ve Nice Nazımlar kayboluyor biz daha varlıklarından haberdar olmadan...

      Sil
  8. Çoğumuz nazım abi gibiyiz.Gecim sıkıntısı ile uğraşıyoruz. Sonra diğerlerine vakit kalmıyor. Ömür gidiyor :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ümit belki de sadece orada olmasına rağmen çoğu zaman yürümüyor kalemimiz. Nasıl yürüsün? Bazen acıyı anlatmak bile ağır geliyor..

      Sil
  9. Geçim derdi derken hepimiz unutuyoruz yaşadığımızı en son ne zaman istediklerimizi yaptık ki.. Hepimiz aslın da biraz Nazım abiyiz. Hayatımız için çalışıyoruz sonra 60'lara geldiğimiz de hayat bizden gitmiş oluyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yakalayamadığımız kaç mevsim geçmişse o kadar acı sonunda bize kalıyor...

      Sil
  10. Yalnızlığı anlamak Nazım olmak gerekiyor bazen.
    Gerçekten etkileyici ve insanı büyüleyen bir kaleminiz var tebrik ederim.
    Sevgilerle.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...