5 Şubat 2016 Cuma

Tak



Zamanın çok ötesinde, günlerden Perşembe’yi ne çok geçmiş ne de Cuma’dan az saat alacağı varmış bir öğle üzeri… Ya da daha zamanın hesabını tutamayacak kadar mekanikleşmemiş bir an... Ya da vazgeçeyim ben bu kalburüstü, zihin yorucu tamlamalardan. Zamanın kanadını kırsam, arkasına tekmeyi vursam, benliğin çatısından fırlatsam parçalarını. Aşağıya sarkan tüylerini de birbirine bağlayıp çok katlı bulanık ruhumun en saf haline atlasam. Başka ben’lere çarpsam oradan. Yüzsüz yüzlü yüzlerden, mutsuz gülüşlerden seke seke çaydan geçerek şimdi kaybolan yıllarımın başında soğuk sular içsem en güzelinden. Kendi başıma paslanmış bir türkü tuttursam. Ağzıma gelen bol mazili küflü tat, tükürdüğüm toprakta bir karahindiba yeşertse. Eyletme beni söyletme beni kızım diye üstüme çemkirse sonra. Bunu duyan köyün delisi “Deli misin divane misin?” diyerek yanı başımda belirse. Bana bir gülme gelse. Zaten aklım bir yarımdan da yarım. Ben bu takım elbiseli, elinde direksiyon tutan adama  “Neresi burası?” diye sorsam.

“Sence neresi olsun be abla? Nereye gitmek istersen de buradan çok çok beş dakika tutar. Atla arkama götüreyim seni” dese.

Şimdi de abla olduk iyi mi? Ah be kızım, adam köyün içinde tam takır resmi daireye gidiyormuş halde gezinsin, hem de elinde bir direksiyonla, sen abla lafına takıl.

“Sen karışma bu işe gönül. Yapma dediklerimi yaptın bu güne kadar” diye bir güzel paylasam benim veledi. İçerler bu lafa. Hakkı... Kalsam sonra bir başıma. 

“Kızım beni unuttun. Ben beni çoktan unutmuşken üstüme yağmur bulaştırıp yerimden sarstın. Üfle söndür bu düşte yerim yoksa eğer.” 

Sana ne oldu şimdi karahindiba?

Ben hariç herkes akıllı diye hayıflansam bu duruma. Sonra bizim deli girse araya.
“Beni de unuttun be abla. Bekliyorum. Daha ilerde yolcu bekliyor. Bineceksen bin.”
Ah, desem, vahlansam halime. Geri dönmeye kalksam. Geri dönsem de geri dönmek için ilk önce insan nereden geldiğini bilmeli. Şimdi ben buradayım. Bu doğru beni olduğum noktadan bir adım öteye götürecek kadar bile içi dolu değil. İlkokulda öğretilen yön bulma yöntemlerinden karıncalı bir şey vardı da tam hatırlamıyorum ki. O çatıda bütün yüklerimden kurtulayım derken geçmiş bilgilerden yararlı olanları alsaydım biraz yanıma. Kendi aklımı bile beğenmiyorken başkasının aklını hangi süslü tezgâhta görsem çürük bu diye burun kıvırırım şimdi bir de.

Siz hala burada mısınız?

Deli, bağdaş kurup geçse karşı kaldırıma. Karahindiba kendi kendini üflese. Şu tipler bile baktı benden bir iş çıkmayacak kendi başlarının sultanı kesilse bir anda. Yok, bunlar bana uygun değil. Ne onlar bana uygun ne de ben bu zamansız kendimden çekip gitmelere...

Benim çırak vaziyete el atsa. “Abla, çok uyuyorsun şu sıra. Rüya da fazla görüyorsun haliyle. Karahindiba dedin. Geri dönemedin bir ara. Bu arada hatırlayamadığın şey, karınca yuvalarının ağzı güneyi gösterir” dese.

Yaşa be aslanım! Belki başka bir düşte işe yarar diye alsam onu içeriye, hırkamın iç cebine iliştirsem belki bir gün lazım olur diye.

“Aslanım, bak hele.”

“Buyur abla.”

“Çıkmadan şu benim kitaplıktaki kalsiyum ilacımı suda eritsene. Almadım kaç gündür. Ellerim uyuştukça zihnimde karıncalar horon tepiyor.”

“Güney abla güney. Unutma.”

Bunun da devrelerini yaktım.

“Hala burada mısın?”


7 yorum:

  1. Oynatmaya az kaldı doktorum nerde :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu sefer sağlam geldiyse demek :)

      Sil
  2. İlk otobüse binip gidelim neresi olursa...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gideceğimiz yer, buradan kötü olamaz herhalde..

      Sil
  3. Güzel anlatılar , devreleri yakmayan kaldı mı , kaldıysa eli öpülesi kişidir :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kaldıysa da bir yakanla buluşmaya bakar o iş de. Sonra kendisine "Hoş geldin kardeş" deriz :)

      Sil
    2. İnanılmaz ölçüde saykodelik sahneler tahayyül ettim. Çok ilginç bir zihniniz olmalı, keşke ziyaret etme şansım olsaydı :)
      Sevgilerle.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...