19 Ocak 2016 Salı

Paris Sıkıntısı


Sembolizm akımının kapıları daha ardına kadar açılmadan girişte ilk duyulan çığırtkanlardan biri Charles Baudelaire.

Şiir, onun evreninde şiirin kendine has uyumundan farklı olarak bir de uyaksız tonlarla seke seke geçer düzyazı tarlasından. Kök salan her bir meyveden alınan ısırığın verdiği lezzetin sende, bende, onda farklılığıyla, farkını bugün dahi hissettirir iyiden iyiye.

Ne yaşadığını bilsen, onun nelerden beslendiği ya da beslenemediği hislerini alıp üst üste koysan deneyim denilen ağaç gövdesinde iki soluklansan ancak idrakına varabileceğin ustalardan…

Her geçtiği sıkıntıdan sırtında taşıdığı kelimelerle kurtulduğu seferinde kendisiyle yarenlik etmeye çalıştım Paris Sıkıntısı’nı çekerek ve onun öykü boşluklarında soluklanarak. Soluklanarak diyorum. Okuyunca bana hak vereceğini umuyorum. Üzerini narince kapattığı sözcüklerin ardında neler yattığını anlama serüveni “oldubitti” ye gelmeyecek kadar derin.

Paris Sıkıntısı, kenar mahalle arasındaki ucuz giyimli insanlardan geçip yüksek tabakadan insanların evlerine konuk olurken aslında o sıkıntının sana çok uzak bir ülkede olmadığını dair hissedebileceğin türden bir sıkıntı.  Melankolik bir ruhun insanlığı gözlemlemesinden türeyen bir türden sıkıntı. Öyle bir sıkıntı ki geçip giden benzersiz bulutlara sevdalanacak, sevdiğinin gözlerinde saatin sonsuzu gösterdiğini fark edecek, kendini iple asan çocuktan son parça olarak ipi alıp saklamak isteyen annenin vicdanında kendine düşen payı alacaksın. Dahası da var elbet...

Dönüp tekrar okumak istediğim öyküleri burada paylaşmaya kalksam sayfa sonu ancak yorulduğum yerde gelir sanırım.

Tahsin Yücel çevirisinin iyi olduğuna dair duyum aldım. Elime geçerse bir de onun çevirisiyle tekrar okumayı düşünüyorum.  Benim okuduğumda yer yer anlatımda aksaklıklara rastladığımı söylemeden geçemeyeceğim.


Ve bir alıntı… Kitaptan küçük bir doku. İlgini çeker okumak istersin diye...


GECENİN SAAT BİRİ



Hele şükür! Bir başınayım. Gecikmiş ve bitkin birkaç faytonun teker sesinden başka bir şey yok artık. Dinlenmesek bile, sessizliğe kavuşacağız birkaç saat için. Hele şükür! İnsan yüzünün zorbalığından kurtuldum, yalnızca kendime katlanacağım.
Hele şükür! Yoğun karanlıklar denizinde yıkanıp dinlenmeme izin verdi. Kilitte anahtarı iki kez çevirmeli önce. Bana öyle geliyor ki, anahtarı çevirdim mi yalnızlığım artıyor, beni dünyadan ayıran barikatları da güçlendiriyor.
İğrenç yaşam! İğrenç yaşam! En başından günü özetleyeyim: Pek çok edebiyatçıya rastladık, biri bana Rusya’ya karayolu ile gidilip gidilemeyeceğini sordu (Rusya’yı bir ada sanıyordu kuşkusuz). Bir derginin yönetmeniyle uzun uzun tartıştık, her söylenene: “Burası dürüst insanların yeri” diye karşılık veriyordu. Sanki bütün öbür gazeteleri namussuzlar çıkarıyor, yirmi kadar insanla selamlaştım, on beşini hiç tanımıyordum; eldiven takmak gibi bir önleme başvurmadan, bir o kadar da el sıktım. Yağmur yağıyordu, vakit öldürmek için bir oyuncu kadına uğradım,  Venüsvari bir giysi çizmemi rica etti; bir tiyatro yönetmeninin gözüne girmeye çalıştım, adam bizi kapı dışarı ederken; - “En iyisi siz Z…’ye başvurun; yazarlarımın yavaşı, en budalası, en ünlüsüdür; onunla bir sonuca varabilirsiniz belki. Ona gidin; sonra görüşürüz” dedi; hiç yapmadığım birçok iğrenç şeyi yapmış gibi görünüp (bilmem neden?) övündüm ve kendimi övme; karşımdakine yaltaklanma gibi bazı berbat şeyleri de seve seve yapmadığımı söyledim alçakça; bir dostum benden kolayca yapabileceğim bir şey istedi, eşi bulunmaz bir budalaya da bir tavsiye mektubu verdim; of! Bitti mi?
Kendimden ve hiçbir şeyden hoşnut değilken, kendimi affetmek ve gecenin sessizliği, yalnızlığın içinde böbürlenmek isterdim. Sevdiklerimin ruhları, şarkısını söylediklerimin ruhları, güç verin bana, destek olun, yalan dolandan ve dünyanın baştan çıkarıcı pisliklerinden uzaklaştırın beni ve sen ulu Tanrım, bırak birkaç güzel mısra yaratayım, izin ver ki insanların en aşağılığı olmadığımı, hor gördüklerimden aşağı olmadığımı kendime kanıtlayayım (Baudelaire, 2013: 21-22).



Kitapla kalın…

15 yorum:

  1. Çok ilgi çekici anlatmışsın, listeme aldım teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayfa sayısı az, verdiği lezzet çok fazla. Rica ederim. Keyifli okumalar..

      Sil
  2. Offf dert etti yine bana önceden okumuştum ama bu bu Neva Bulvarı ne kalpler kırdı ne kalpler. Bu kitabın sevgilisine yazdığı mektup kısmı var mıydı? yoksa ora bura mıydı? hatırlamıyorum ama varsa orayı paylaş. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Saçlarda Bir Yarım Küre" yi kast ediyor olabilirsin. Eğer oysa adamın sevgilisine duyduğu hissi anlatımı ve betimlemeleri gerçekten çok etkileyici. Ben o olduğunu düşünerek paylaşıyorum o zaman :)

      Sil
    2. Bahsettiğin hikayenin Gogol'e ait olduğunu kesinleştirdikten sonra en yakın zamanda kitabı okuyup burada paylaşacağımı bildiririm :)

      Sil
  3. Çok güzel olmuş kitabın tanıtımı. Tanıtım yazını okumaktan ayrı, kitaptan alıntıyı okumaktan ayrı keyif aldım. Denk gelirsem okuyacağım. Denk gelirsem; çünkü çok kitabım var okunmayı bekleyen. Eline sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ediyorum. Haklısın. Ben de rafımda bekleyen kitaplara baktıkça içlerinden hangisine öncelik vereceğimi şaşırıyorum çoğu zaman. Denk gelirsen şimdiden keyifli okumalar diliyorum. Kitap sevincimiz bol olsun.

      Sil
  4. Çok güzel anlatmışsınız. Alıntı da harika :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler. Keyifli okumalar :)

      Sil
  5. Merhaba. Sizi takibe aldım. Bana da beklerim.

    www.nilgunozenaydin.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! Ben de geldim. Keyifli paylaşımlar.

      Sil
  6. bloğunu yeni keşfettim takibe aldım canım bana da beklerim
    http://sengulasikkutlu.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...