18 Aralık 2015 Cuma

Melatoninsiz


Size güveniyorum, dedi. “Size güveniyorum ve daha yapacak çok şeyim var. Bu sebeple tümüyle size teslimiyetim.”




Cümlesini tam da istediği yerde tamamladığında vücudunda gezinen soğuk karıncaların ayak sesleri, boğazında giderayak yankılanıyordu. "Bu bir hezimet değil" diye tekrarlıyordu içinden. Ve ikinci kez “bu bir hez…” devamını getiremeden kafasının üzerindeki ampulün son damla ışığında ısınarak ikinci perdenin hazırlığı için soyunma odasında yeşil önlüğünü çıkarmaya doğruldu.


Önemli anlar öncesi olayın gidişatını kafada tasarlama gibi bir alışkanlığı vardı. Kendisi için hazırladığı senaryoda oyuncudan kaynaklı aksaklıkları tekrar gözden geçirdi. Bir haftadır nefes çalışmalarına başlamıştı o malum andan içeri girmeden önce kesik demir masada kendini sakinleştirmek için. Gece lambasını olabildiğince uzak yere koydu. Odanın en uç köşesine yöneldi. Sırtını dayadığı kalorifer peteğinin üstündeki nemli çorap teki, ağır aksak omzuna değdiği vakit ise yüklü yükleri bir geçmişe daha çoktan bir tünel kazmıştı.


Mermer tezgâhın üzerinde düzensiz biriken bulaşıkların az bir kuvvetle yere devrileceği ana kilitlemişti kendini. Bağdaş kurduğu kırmızı kanepenin kırık kolundan destek alarak büyüttüğü düşlerini biraz sonra mideye susuz indireceğini bilmeden… Tezgâhtan gelen çat sesi, unutulmuş çaresizliğinin üzerinde kalan köpüklerinin de durulanma vakti geldiğini hatırlattı kendisine. “Bırak, bugün yıkamayıver” dedi adam dışından. “Koca anılarımızın enkazı, bir kökünü daha salıyor. Biraz sonra ‘kendisini iyi bilmezdik’ cümlesini sarf edeceğiz, otur allasen!” diye geçirdi içinden.


Şarkıların gözü tam da bu vakitlerde kör olmalıydı.  Kör olup da yol yordam bilmeden başkalarının yüreğinin gam teline dokunmaya cesaret edemeden olduğu yere çakılı kalmalıydı. Göz görmeyince gönlün katlandığı başka hikâyede ise bu dipsiz dehlizin sonu hangi zerrede ümidi bulacaktı?


Kul kurar, kader gülerdi. Bazı hikâyelerin sonu mutsuz biterdi. O hikâyeler, hallerine şükretsinler. Tamam? Bitmiyor. Sezon sonu finali verip de bir düğüme bağlanamadan ağızda kabak tadı bırakan gün ortası pembe dizinin ellerinde can çekişiyor, görüyordu.


Sırtı, kaloriferin sıcağında iyiden iyiye ısınıp yanma noktasına geldiğinde yerinden doğruldu.  Boca ettiği anıları katlayıp yerine koydu. Gece lambasının gölgesinde “Eyleme eylem beni. Delme. Gelme. Gel eyleme!” dedi. Üzerinde çalıştığı senaryonun başına ikinci kez geçti.  




4 yorum:

  1. Ellerine sağlık bir serimi bilmiyorum ama beğendim seri ise daha .ok beğenirim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O zaman seri olsun :) Çok teşekkür ederim..

      Sil
  2. Bioğunuzu takibe aldım ben de benim bloğuma beklerim sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ediyorum. Hemen geliyorum :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...