5 Kasım 2015 Perşembe

Devlerin Aşkı: Bir Bülent Bir Rahşan



“Tarih onu hangi yüzü ile anımsayacak? Solu iktidara taşıyan dürüst siyasetçi, devletin güvenilir çınarı, politikaya zarafet ve tevazu katan şair mi, yoksa solun birliğini engelleyen inatçı, kuşkucu, yalnız bir lider mi? Demokrasinin kilometre taşlarında acaba kaç kişi dağlara taşlara yazılan Karaoğlan Efsanesini anımsayacak? Ve kaçı siyasette zirveden cezaevine, cezaevinden yeniden zirveye yükselişin ve sonra sandıkta unutulup gidişin nedenlerini sorgulayacak? Türkiye son 50 yıla damgasını vuran lideri ve Cumhuriyet aydınını, ülkenin en kritik günlerinin kaptanını nasıl anımsayacak?” ile başlıyor Can Dündar, Bülent Ecevit’i anlatmaya…




Yaşım yetmez onu yaşamaya, anlamaya. Belgesellerden, kitaplardan, televizyonlardan gördüğüm, anladığım kadarıyla algılayabildim onu. Bir şiiri, bir de çay içmeyi çok severmiş. Arkadaşları arasında “Hacı” olarak anılırmış. Hem dine hem laikliğe bağlılığından olabilirmiş bu. Öyle diyor Bülent Ecevit. Siyasetçiliğinin yanında duyarlı bir şair olması ve eşine son anında dahi bağlılığı ilgimi çekmişti hep. Tüketim toplumunda çabuk tükenen aşklara karşı devlerin aşkıydı onlarınki.  Otobüslerde, miting alanlarında, sokaklarda ve nihayetinde hastanede hep el ele, göz göze, gönül gönüle..




Robert Kolejinde tanışmış Rahşan ile Bülent. 22 Ağustos 1946’da Çocuk Esirgeme Kurumu’nun salonunda sade bir törenle evlenmişler. 12 Eylül darbesinden sonra bazı yazılarından dolayı cezaevine gönderildiğinde eşi Rahşan Hanım, iki mum almış. Mumlardan birinin üzerinde kız çocuğu, diğerinde erkek çocuğu resmi varmış. Kız çocuğu olan mumu Bülent Bey’e vermiş, diğerini kendi almış ve "Yılbaşını birlikte geçirmiş gibi yapalım. Bu mumları aynı anda saat 24.00’e beş kala yakalım." demiş. O yılbaşını böylece birlikte geçirmiş gibi hissetmişler.


Ecevit, iki ay sonra cezaevinden çıktıktan sora eşinin hediye ettiği mumu eve götürmüş. Rahşan da kendisindeki mumu saklamış. İki mumu yan yana koymuşlar ve 1982'yi 1983'e bağlayan gece aynı mumları yakmışlar. O yılbaşı, birlikte oldukları sürece her yılbaşı bu mumları yakacaklarına söz vermişler. Bundan sonra da, biri diğerinden önce ölecek olursa, kalanın o mumları yakmaya devam edeceğine dair sözleşmişler. *



İnsanlık tarihi ne kadar eskiyse bir o kadar da içinde aşk hikâyelerini barındırıyor. Yaşarken ölmeyen, öldükten sonra da yaşayan aşklar dileğiyle.. Sevgiyle…



* “Tarih Yazan Aşklar” konulu 6 Mayıs 2012 tarihli PostaKarnaval’dan alınmıştır.





4 yorum:

  1. Farklı bir yazına yorum yaparken buna denk geldim. Ecevit'in başbakanlık yaptığı son döneme şahit olmuş biriyim. Babam da Kıbrıs Çıkartması dönemi askerlerindendir. Çok sempatik gelirdi bana hep aşkları ve Ecevit'in karakteri. Bu mum hikayesini bilmiyordum. Ne kadar güzel ne kadar derin... Hacı lakabıyla anıldığını yazmışsın ben de çok minik dipnot vereyim Galiyev, Sosyalist Milliyetçilik kuramını geliştirirken Ecevit'ten etkilenmiş. Her ideolojiye ilham olabildiği için ayrıca severim kendisini :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Son bahsettiğini bilmiyordum. Paylaştığın ve öğrendiğim için çok memnun oldum. Kişiliği, dünya görüşü ve aşkı yaşayış biçimi ile örnek alınası şahıs gerçekten. Ruhu şad olsun.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...