16 Ekim 2015 Cuma

Mutsuz Olmak: Bir Yüreklendirme




“ İlan panoları ‘Mutluluk!’ diye bağırır. Reklam spotlarından ‘Böyle mutlu olursunuz!’ kıvılcımları çakar. Broşürler ‘Daha fazla mutluluk!’ vaat eder. Gezi düzenleyen kuruluşlardan ‘mutlu olma garantisiyle’ yer ayırtabilirsiniz. ‘Direksiyonu mutluluğa kırmanın yolları’ başlığı atan gazeteler, çok geçmeden hararetle sorarlar: ‘Niçin mutlu değiliz?’” 



Mutluluk dayatmasını sorgulamaya bu cümleler ile başlıyor Wilhelm Schmid “Mutsuz Olmak, Bir Yüreklendirme” adlı eserine. Bir görev halini aldığında mutluluk, normatif anlam kazanıyor ve bu süreç mutluluğu zorunluluk çemberine sokuyor ki bu durum, halinden hoşnut olmamayı beraberinde getiriyor kuşkusuz. Dış koşulların olur ya da olmaz birçok metası ile sürekli kuşandıkça insan, ‘mutlu olmak zorunluluğu’ vebasına da yakalanmış oluyor dolaylı yoldan.

Başarılı olmanın mutluluk getirdiği ve bunun yaşam sanatının bir ödevi olduğunu kabul eden Schmid, başarısız olmanın da her zaman ihtimaller arasında olduğunun göz ardı edilmemesini vurguluyor. Asıl mutsuzluk, başarılı bir hayatı mutlu hayatla eşdeğer tutulduğunda şekillenecektir ki bu düzlemde başarılı hayatın, gölgeli hiçbir yanının olmadığını kabul etmekle paralel bir yanılgıya düşmek demek olduğunun altını çiziyor yazar.


Hayattan zevk almanın mecburiyet dâhilinde olması, her aksaklığın arıza olarak nitelendirilmesine neden olacaktır. Mutlu olmak sizin için sağlıklı olmak demekse hafif bir soğuk algınlığı mutluluğunuza gölge düşürecektir.



Gönül hoşnutluğunun sürekliliği üzerine kurulan ilişkiler de mutsuzluk sarmalına gayet tabii yakalanabilir. Her şeyin mükemmeliyetine inanan kişi, ufak bir pürüzde “Olmuyor, yapamıyoruz. Bak gördün mü, yürütemiyoruz.” gibi temsili cümlelerle mutsuzluğunu kesinleştirmiştir. Oysa yazara göre bir ilişkide anlam görülebiliyorsa o ilişkide mutsuz zamanlar daha iyi atlatılabilir.

Mutluluğun çabuk tükenebilir olduğundan da bahseden Schmid, bu sebeple mutsuzluğa da alan açılırsa mutluluğun yenilenebileceğini dile getirir. Mutluluk aslında doğru kullanılmayan ellerde doyumsuzluk hissine ulaşır bir nevi. Mutlu olmak, daha çok mutluluk, daha da çok mutluluk isteğine yol açarsa insanın yorgun düşmesine de sebebiyet verecektir. Burada yazar “insan olmanın bütün imkânlarını yoklamak ve hayatın kemaline varmak için, ilk başta çok uzak olsa bile, galiba üzüntüyü de sonuna kadar tatmak gerekir.” diyor ve Marlene Dietrich’in bir şarkısını ekliyor:

Bir şey dileyecek olsam kendime
Azıcık mutlu olmayı isterdim
Çünkü fazlaca mutlu olsaydım
Üzüntünün hasretini çekerdim.

Kitabın da bir nevi özünü dillendiriyor bu satırlar benim fikrimce. Yaşamın içinde sadece mutluluk yoktur, onun gibi nefes alıp veren mutsuzluğun da varlığını kabul etmeliyiz. Sürekli mutlu olma dayatılması altında ezildikçe daha çok mutsuzluk içinde kıvrandığımızı unutmamak gerekir. İki doğrunun hatlarını iyi belirlemekten de geçiyor yaşam kuşkusuz. Bir taraf ne kadar ağır basarsa diğerinin görmezlikten gelişi de o denli belirginlik kazanıyor. Mutsuzluğun hastalık olmadığını öncelikle kabullenmek gerek. Heybemizde ona da yer var mutluluk gibi. Hem ne diyor Dalai Lama? “Yaşamın amacı mutlu olmak değil, mutluluğu aramaktır.” Bir anlamlandırma biçimidir, nereden baktığın, tercihindir bir doğrultuda. 


2 yorum:

  1. Ben de "mutluluk dayatması"ndan muzdarip bir insanım. Herkes deliler gibi mutlu olmak ve neşe saçmak zorundaymış gibi bir hava esiyor insanlarda üstelik mutsuzluk için çok ciddi sebeplerimiz varken. Sanırım bu kitabı bekletmeyeceğim. Rastladığıma çok sevindim, teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutluluğu mecburi istikamet olarak gördüğümüzde küçük bir tökezleme ile büyük yangınlar çıkarabiliyoruz. Halbuki kitapta da vurgulandığı gibi mutluluk gibi mutsuzluğa da yer açmalıyız. Öyle güzel, akılda yer etmesi gereken cümlelere rastladım ki içinde, not defterime geçirdim o cümleleri. Ara ara dönüp okuyorum. Rica ederim. Umarım okumaktan keyif alacağın bir eser olur "Mutsuz Olmak".

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...